18 Mayıs 2007 Cuma

Kübra Ceylan İkizler-"Kaşağı" Anlatıcı:Hasan

21.03.1913

Bu gün çok mutluyum yine ahıra gittik. Tosun her geçen gün daha çok büyüyor. Beni gördüğü zaman sevinmiş gibi kuyruğunu sağdan sola doğru hızlı, hızlı sallıyordu.Ağabeyimin yaşına gelsem evin az aşağısındaki dereye, söğüt ağaçlarının olduğu yere Tosun’la giderim. Korkuyorum işte. Biliyorum Tosun’da beni seviyor hatta onunla oynamamı istiyor ama korkuyorum. Dadarun’da olmasa üstüne hiç binemeyeceğim. Zaten küçücük bir şeyim. Kayboluyorum Tosun’un yanında.
Bu gün ağabeyimle bana Dadarun tımar etmeyi gösterdi. Aslında tımarı Dadarun her gün yapar ama bu sefer nasıl olduğunu nelere dikkat edilmesi gerektiğini gösterdi. Ağabeyim pür dikkat Dadarun’u dinledi bende dinledim aslında ama o kadar da değil. Bende tımar etmek istiyorum ama Tosun’la oyun oynamak daha çok hoşuma gidiyor. Ağabeyim yine tımar etmek için Dadarun’a yalvardı.

-Bende, bende yapacağım. Dadarun nasıl olduğunu gösterdin işte. Yeter bu kadar tımar dersi yalvarırım sana, bir kere yapayım. Hem gör bakalım öğrenmişmiyim?

Dadarun ağabeyimin bu yalvarışlarına dayanamadı ve tımar etmesi için kaşağıyı ağabeyime verdi! Ağabeyim tımardaki o tık, tık seslerini çıkaramıyordu, yüzünü görmeliydin günlük, şekilden şekle sokuyordu Dadarun ve ben birbirimize bakıp gülüşüyorduk, eğilip, eğilip Tosun’un kuyruğuna bakıyor Tosun kuyruğunu sallamazsa tımarı daha hızlı yapıyordu. Bu gün çok yoruldum, galiba.
Bu aralar birazda başım ağrıyor. Yani daha fazla yazamayacağım…

23.03.1913

Ağabeyimden çok iyi seyis olur. Bunu bu gün daha iyi anladım. Bayılıyorum atları sevmesine, çok dikkatli. En ufak ayrıntısını bile kaçırmıyor. Sadece tımar etmeyi beceremiyor, o kadar. Atlarında en sevdiği şey tımar, ağabeyimi hiç üzmüyor ne kadar çok başaramazsa o kadar çok hırs yapıyor, belki bu çok iyi bir şey.
Neyse, babam bu gün aşağıdaki Nergis köyüne Mehmet amcamın yanına gitti, çok özlemiş. Annemin yokluğunda babam çok mutsuz oluyor. İstanbul’dan en yakın zamanda geleceğini yazmış annem, çok sevindik bu habere. Hele babam o kadar çok sevindi ki, ama bizim gibi gülerek belli etmedi sevindiğini. Zaten babam ben kendimi bildim bileli böyledir, sevincini bile somurtarak ifade eder. Ama ben babamı çok seviyorum.
Dadarun’la beraber dere kenarına indik bugün, ağabeyimde gelecekti ama son anda fikrini değiştirdi. Dadarun çok güzel yerlere götürdü beni, ağabeyimle inerdim dere kenarına ama bu kadar güzel yerleri görmemiştim, yeşilin her tonu vardı. Mart ayında olmamızdan sümbüller gördük, Dadarun sümbüller hakkında ne çok şey biliyormuş meğer. Kokularını nasıl anlatsam, neyle ifade etsem bilemiyorum, bir tane mor sümbül kopardım.
Akşam babam Mehmet amcamın yanından mutlu gelir babama veririm diye, babam mor rengi çok severmiş Dadarun söyledi çok eskiden bahçemize mor menekşeler ektirirmiş. Dadarun çok yorulmuştu bugün her halinden belliydi “eve gittiğimde derin bir uyku çekeceğim” dedi, yol boyunca. Bende çok yoruldum bugün birazdan babam gelir çiçeğini verip yanağından öptüm mü babamdan iyisi olmaz sanırım. Biraz yatayım bende akşam üzeri yine görüşürüz.
………………………………………………

Neler olduğunu anlatmak bile istemiyorum. Her şeyden nefret ediyorum artık, ağlamaktan kalemi bile tutamıyorum Allah’ım ne olur doğrular ortaya çıksın.
Akşamüzeri babam geldi, ahırdan sesler geliyordu zaten o sesler üzerine uyandım. Babamın bağrışları, ağabeyimin “ben değilim o” sözleri ahırda yankılanıyordu, bir an ses kesildi ağabeyim yanıma geldi “koş Hasan koş babam seni çağırıyor” dedi, zaten korkmuştum koştura, koştura gittim babamın yanına. Babam çok sinirliydi gözlerinden çıkan ateşi görmeliydin günlük. Babamın elinde kaşağı vardı ama kırılmış, ezilmiş, bükülmüş galiba annemin İstanbul’dan getirdiği kaşağı. Dadarun’un hep söyleyip kullanmadığı, neyse bir kaşağı işte. Babam bağırarak;

-Sakın bana yalan söyleme Hasan yoksa seni eşek sudan gelinceye kadar döverim, dedi.

Korkudan nutkum tutuldu, konuşamadım, bir harf dahi çıkmadı ağzımdan, sesim soluğum kesildi bir anda.

-Söylemem. Dedim tek.

-Bu kaşağıyı neden kırdın? Dedi babam.

Dadarun ve ağabeyim yüzüme bakıp cevabı bekliyorlardı.

-Ben kırmadım. Dedim.

Babam yüzüme sert bir ifadeyle baktı ve bağırarak;

-Yalan söyleme diyorum sana. Dedi.

-Ben kırmadım. Dedim.

-Doğru söyle Hasan bak yalan çok kötüdür, ben sizi böyle mi yetiştirdim? Doğruyu söylersen seni cezalandırmam. Dedi.

-Ben kırmadım, ben kırmadım. Diye ahırın ortasında haykırdım.

Babam bana inanmıyordu.

-Utanmaz yalancı. Dedi ve suratıma bir tokat çaktı.

Hayatımda böyle bir olay yaşamamıştım günlük. Yanağımdaki tokat’ın ağrısı değil de kalbimin ağrısı bana daha çok acı veriyordu. Dadarun’a, ağabeyime rezil olmuş iftiraya maruz kalmıştım. En kötüsü, en kötüsüyse babamın güvenini yitirmiştim. Babam ağabeyime bakarak;

-Götürün bunu eve, “bir daha ahıra gelmeyecek” dedi.

Galiba Tosun’u son görüşüm bu. Uzun, uzun Tosun’a baktım sonra ağabeyim yukarı çıkardı beni şimdi odamdayım. Az önce ağabeyim geldi yanıma, babam hala sinirliymiş.
Artık Pervin ile evde oturacakmışım ama bu çok büyük bir haksızlık. Ben kırmadım kaşağıyı, hatta ilk defa babamın elinde gördüm o kaşağıyı.
Of Allah’ım off, sen yardım et bana, anlaşılan günümün büyük bir bölümü senle ve Pervin ile geçecek artık günlük.

05.04.1914

Bugün annem geldi çok ama çok mutluyum olanları duyunca çok şaşırdı Pervin bir, bir eksiksiz bütün olanları anlattı.
4 gün oldu Tosun’u ve babamı görmedim. Tosun yasak, babam ise benden kaçıyor sanki, onlar bunlar boş artık, nede olsa her şey oldu bitti. Annem benim yapmadığımı anladı “Dadarun salaktır atlara ezdirmiştir” diyip durdu.
Bu gün annem benimle yatacak bu yüzden kısa kesiyorum, çünkü annemle yatmak için sabırsızlanıyorum, özledim sevgi görmeyi, özledim annemin kokusunu…

06.04.1914

Bu sabah uyandığımda annem benden önce uyanmış kırmızı fiyonklu elbisesini giymişti, uyandığımı görünce “sen gece ne kadar çok hırlıyorsun” dedi. Çok şaşırdım öyle bir şeyim yoktu aslında, belki de ben uyurken duymuyorum. Asıl bu günün en önemli gelişmesi Pervin bana kazak örmeyi gösterdi. Her ne kadar erkek olsam da bu iş hoşuma gitti, ilk önce şişe ilmek attık sonra bir ters bir düz örmeye başladık kolaymış, artık kazak öreceğim kışa hazırlık olsun, canım sıkılmaz hiç değilse. Pervin de zaten bunun için öğretiyor bana. Abim atları anlatıyor her akşam Tosun büyümüş rengi bile değişmiş, ne kadar istiyorum onu görmeyi bir bilsen günlük of off!
Neyse bu akşamlıkta yeter bu kadar…

18.07.1914

Sana yazmayalı ne kadar uzun zaman oldu, kim bilir en son ne zaman yazdım? Bu zaman içerisinde neler oldu neler? 5. kazağımı örmeye başladım, Pervin yemek yapmayı öğretecek yarın, ilk önce çorbalardan başlayacağız. Babam çorba içmeyi çok sever, biliyormusun artık hiçbir şey eskisi kadar mutlu etmiyor beni. Zaten bu yüzden sana yazmıyorum, bir de bu aralar çok sesim kısılıyor konuşamıyorum bile, gülüyorum kendi halime bazen de ateşim çıkıyor. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum belki de bu son yazışım sana, hiç ellemem belki de artık seni. Haaa bu, bu arada annem İstanbul’a gitti yine, bende annemin yokluğunu aratmasın diye babamla yatıyorum, hastayım galiba, o da benle yatıyor hasta olmadığım zamanlarda babam benle yatmazda ondan dedim. Ağabeyimde Pervin ile yatıyor.
Ya sana bir şey söyleyeceğim günlük, bunu daha kimseye söylemedim, söyleyemedim telaş etmesinler diye. Nefsim daralıyor bu aralar daha da sıklaştı babam anlamış olmalı köyden tanımadığım, bilmediğim kadınlar geliyor her gün evimize tekir kuşlar getiriyorlar beraberlerinde kesip, kesip boynuma sarıyorlar. Allah, Allah neler oluyor? Anlamıyorum yazık günah kuşlara ya neyse, görüşemediğimiz süre zarfında olanların özeti bunlar, halim olursa yine yazarım ama pek sanmıyorum çünkü her geçen gün biraz daha yorgun ve bitkin hissediyorum kendimi, gözlerim kapanıyor kendime zor geliyorum hele nefes almak bana eziyet oluyor.

Boğuluyorum adeta. Tek dostum, en yakın arkadaşım sensin günlük seni seviyorum bunu sakın unutma, sana yazamasam da bana küsme.

Senin dostluğuna çok ihtiyacım var….

………………………………………………

19.07.1914
Bu defteri Hasanın yatağının baş ucunda buldum.Ben Hasanın abisiyim.Bütün olanları her şeyi biliyormuşsun meğer günlük. Anlatmama gerek yok. Ama bilmediğin ve hatta bunu kimsenin bilmediği bir gerçek var. İstanbul’dan annemin getirdiği, Dadarun’un kullanamadığı o kaşağıyı ben kırdım. Sinirlerime hakim olamadım.Yapmayı istediğim bir şeyi elde edemiyordum ve bunu başarmanın tek yolu kaşağıya bir şey yapmamdı ve yaptım da zaten. Hiç suçu, günahı olmayan kardeşimin üzerine attım suçu. Kendi kendimi yiyip bitiriyorum. Hasan bu sabah öldü. Dediği gibi bunlar son yazışlarıydı. Perişanlığımı sana anlatamam. Çok ama çok pişmanım. Keşke zamanı geri alabilseydim. Son pişmanlığın fayda etmemesi ne kadar kötü… Acıların en acısını yaşıyorum ben. Dostumu, canımı, kardeşimi kaybettim ve bu sonucu ben kendi ellerimle, bilerek yarattım. Keşke bu kadar pişman olduğumu, onu ne kadar çok sevdiğimi ona söyleyebilseydim. Artık ikimiz içinde çok geç. Ne o bunları duyabilir ne de ben ona anlatabilirim. Bu olay beni her geçen gün yiyip bitiren bir şey dahi olsa kimseye söylemeyeceğim. Şu an tek istediğim şey ne kadar pişman oluğumu ve onu ne kadar sevdiğimi bilmesi. Böyle bir şeyi yaptığım için kendimden nefret ediyorum….


Hiç yorum yok: