18 Mayıs 2007 Cuma

Bahar Eren-Bir Hikaye



Bir oyun gibi kimi zaman...Caddelerin,ara sokakların sessizliği gibi..Bazende ağlayan bir kedi yavrusunun sakinliği kadar ne bize uzak ne de çok yakın...Kimselerin gerçekte ne olup bittiğini bilmediği bir ruh hali aslında..İnsanın kendi kendine ağldığı,gölgesiyle dost olduğu...Belkide ondandır ağlamak,anlamsızca bakmak ve hayal etmek...kafasını bir direğe yaslayanın uzun uzun düşünmesi ondandır...yalnızlığından....Bir kelebek kadar zariftir,bulunması çok kolay,kurtulması bir o kadar zor olan....Anlaşılması güç isteyen ağlatan ve yok eden....

bir hikaye....
Ben doğma büyüme istanbulluyumdur.Bu nedenle istanbul u en iyi ben bilirim.Neler olup bittiğini,yalnız geceleri,ağlamayı,gülmeyi,kimi zamanda yok olmayı..hepsini bilirim.İstanbul aşıkların şehridir kimi zaman kimi zamanda kimsesizlerin oluverir,bir gecede değişir bütün sahiplenmeler,tam bir gecede...ara sokakları en merak edilen yerlerden,oralarda mutlaka unutulmuş kıyılarıdır istanbul'un....sade gülümsemeler vardır,abartılı bakışmalar,ne olup bittiğinden uzakta kıskıvrak oturup konuşmalar vardır..Ben annesiz büyüdüm,babamsa ben küçükken öldü....ama hayata hep umutla bakmayı başardım yinede...
Bizim Deniz Abla vardı...hemen kapı komşumuz olurdu kendisi..sürekli kocasından dayak yerdi,bütün mahalle bakakalırdı..kavga gecesi sokakta çıt çıkmaz,sabahleyin sanki bir kurtuluş yaşanmış gibi bir kedi miyavlamasından başka ses gelmezdi..gelecek tek ses,ya bir farenin bir kadına attırdığı çığlık,ya da ileride tamirci Erim Abi nin öldürmeye çalıştığı adamın can çekişme sesleri....başka da birşey değil...Deniz Abla az kadın değildi,kadındı ama taş gibi bir kadındı..ama kocası çok döverdi..zamanında evinde yaşanan tatsızlıklar nedeniyle evden kaçmış..Bursa da bir adama verilmişti...Bu adamda onu istanbul a getirip taksimin en cüzze mekanlarında çalıştırmaya başlamıştı...hamile kalıncada,işinden atılmıştı..Bir tane çocuğu var,o da şimdi sersefil ama annesi gibi çekmemiş,kendi halinde yaşayabiliyor en azından...Tabi bugüne kadar başına gelmedik kalmış olsada ....kocasını da o mekanlardan bulmuş bir kadın bu...Ayıbı ayıp ama evden kaçması İstanbul gibi bir yerse hala burası nereye getirebilir ki?Kim bu kadının gerçekte namuslu olduğuna inanır ki..Çünkü bakanların hepsi kötü tarafıyla bakıyor baksa dahi....ama bugün o kadının yani Deniz Ablamın mezarı başındaydım...neyse biz gelelim konuya;
Birgün kapım çaldı,bir kadın... 50 yaşlarında, hala güzelliğini yitirmemiş,alımlı,zarif...böyle bir yerde böyle bir kadının,işi ne dedim içimden..önce onu içeri almak istemedim,ama bir taraftan içeri alma isteği uyanıyordu içimde..kim bu kadar güzel bir bayana kapıyı çevirebilirdi ki..??Yavaşça gözlerimi gezdirdim üzerinde,gözleri hafif yaşlı gibiydi,pek fazla bekletmeden içeri aldım onu..Tabureyi çekerek oturmasına izin verdim,havada sonbaharlıktı,pek sıcak değildi eskisi gibi....serinlemeye başlamıştı...Sonra ona bir çay yaptım,benden gördüğü yakın ilgiden hoşnut kalmış olmalı ki bana bakarak hafifçe gülümsedi,oysa onun yüzüne bakan, daha önce gülmek nedir bilmeyen biri zannederdi herhalde...sonra konuşmaya çalıştı benimle,bende onunla konuşmaya çalışıyordum...istiyordum ama konuşamıyordum,onunla sohpet etmek istemediğimi düşüneceğinden korkmaya başladım biraz,sonra o na 'kimsin?'dedim....
Bana baktı,baktı,baktı...Biraz bekledikten sonra bıkmış bir sesle ofladı ve 'adım gülseren'dedi..o kadar belli ettiki yalan söylediğini
anladım...O da anladı benim kendisinin yalan söylediğini anladığımı, ama birşey demedi..ne diyebilirdi ki...bana hayat hikayesini anlatmaya başladı,öyle bir açıldı ki herşeyiyle,hayatını bana döktü,onu dinlediğim zaman ömrümden 15 seneyi almışlar gibi oldum,çünkü, sanki bana anlatırken,aynı şeyleri kendi başımdan geçmiş gibi düşündüm ve çok üzüldüm,ağlamak istedim...ama bu onu daha da üzerdi..yapmadım....Bana anlattıkça gözlerinden yaşlar geliyordu ama ağlayamıyordu,aslında içi o kadar doluydu ,o kadar ağlamak istiyordu ki fakat yapamıyordu işte...ben ona baktıkça gözlerini yere dikiyordu...Bir çingene ailesinde büyüdüğünü söyledi,yakınlarından çok zarar görmüş,tecavüz etmeye kalkışan,asılan olmuş ama o dinletememiş sözünü kimseye..onun suçunu herkes onun güzelliğinde bulmuş..En sonunda evden kaçmış,babasının bile tacizine uğramış...Yolda tanıştığı bir kadın onu bilmediği bir şehre götürmüş,orada da başına gelmeyen kalmamış...Hep acı çektirmişler kadına,odalara kapatıp günlerce işkence etmişler,önüne gelen onu haince kullanmış,para uğruna herşeyinden vaz geçmiş insanların tuzağına düşmüş...bunu bana anlatırken gözlerinden tane tane yaşlar damlıyordu,insanın onu o haliyle görünce ağlayası geliyordu...Anlatmaya devam etti,kollarını açtı önce...bakamadım...Yara bere içerisindeydi,bilekleri kesik kesikti,bembeyaz teni solgun bir gül gibi çiziklerle,siyahlarla doluydu..gözyaşları yaralarından birine damladı ve içi burkulur gibi bir ses çıkardı,sonra gözlerini silerek anlattı,onu sabaha kadar dinleyebilirdim ve dinledim de....Bana anlattı tüm açıklığıyla,gizlemeden....geceleri hap yutarak kaç kere hastanelik olduğunu,intihara kalkışmasının nasıl olduğunu,ilk ilişkisini,hayata bakışını...
Bana hayatının eskiden bembeyaz bir sayfa olduğunu,şimdi ise çizilecek,hatta karalanacak tek bir boşluk dahi kalmadığını söyledi,ilk kocasından bir çocuğu olduğunu,nerede yaşadığını dahi bilmediğini anlattı,içinde hala eski günlerin tazeliği vardı,yaşanmamış bir hiçbirşeylik vardı ve bana anlattı bunu,anlatmaya çalıştı..bense hep dinledim onu...günlerce dinlerdim onu aslında yeterki burada kalsın,onu bana bağlayan bir güç vardı ,bir ışık....İlk aşkınıda anlattı bana,çok sevmiş,daha önce hiç ama hiç sevmediği kadar hemde...ama ailesi ayırmış,onlar evlenmeyi planlarken ayrılmışlar,çok ağlamış ama ağlamak hiç fayda getirmemiş,o ilk aşkıyla yaşamış herşeyi,sırf ona ait olabilmek için,onunla beraber bir ömür geçirmek istemiş,ama zaman onları ayırmış işte...
Hem zaman hemde aile,çevre,yaşayışlar...ceza evine girmiş en sonunda,oradada onun peşini bırakmamış belalar,sürekli insanların hor bakışları ve lafları arasında ezilip kalmış,ceza evinde dışarıdaki belalı adamları,hep onun peşinde olmuş...en sonunda peşini bırakmışlar ki ,bıraktıkları zamanda ,o yaşını geçmiş,artık işe yaramaz bir hale gelmiş...
işte dün bu kadının mezarındaydım ve günlüğünü öldükten sonra yatağımın altında bulduğum ve onu bilmeden dahi olsa gördüğüm bu kadın meğerse benim annemmiş....
23.01.2007



Hiç yorum yok: